Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Ömer Öztürk
Köşe Yazarı
Ömer Öztürk
 

Medeniyet Maskesi ve Kanlı Gerçekler

Dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerinden MOSSAD’la bağlantılı olduğu iddia edilen ve ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu suçlamalarıyla soruşturulan dosyalarda ortaya çıkan bazı e-postalar, kamuoyunda dehşet verici tartışmaları yeniden alevlendirdi. Göndericisi gizlenen mesajlarda geçen “ada”, “hazine avı”, “çulluk avı”, “heyecan verici bir av” gibi ifadeler; bazı çevreler tarafından “insan avı” iması olarak yorumlandı. Aynı yazışmalarda adı geçen bazı bankerler ve uluslararası çevrelerle bağlantılı isimler, iddiaların boyutunu daha da büyüttü. Söz konusu dosyalarla birlikte dünyanın en zengin iş insanlarının, siyasetçilerinin ve ünlülerinin belirli adalara yaptıkları seyahatler yeniden mercek altına alındı. Bu çevrelerin çocuklara yönelik istismar, insan ticareti ve hatta daha korkunç suçlara karıştığına dair iddialar uzun süredir uluslararası kamuoyunda tartışılıyor. Elbette bütün bu suçlamalar yargı süreci ve somut delillerle netlik kazanmalıdır; ancak ortaya saçılan belgeler Batı dünyasının “insan hakları” söylemiyle çelişen karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor. Aslında bu tablo yeni değil. Avrupa’nın ve Amerika’nın geçmişi, sömürgecilik ve kanlı hesaplaşmalarla dolu. 1500’lü yıllardan 1700’lü yıllara kadar süren coğrafi keşifler döneminde Afrika’dan Güney Asya’ya, Amerika kıtasından Ortadoğu’ya kadar birçok bölge işgal edildi. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri talan edildi. Afrika’dan yüz binlerce insan köleleştirilerek zincirlerle taşındı. Amerikan yerlileri İspanyollar ve İngilizler tarafından sistematik katliamlara uğradı. Bugün “medeniyet” ve “zenginlik” diye sunulan refahın arkasında işte bu sömürü düzeni vardır. 1992-1995 yılları arasında Bosna’da yaşananlar ise Avrupa’nın göbeğinde insanlığın nasıl sustuğunu gösterdi. 320 bin Boşnak Müslüman katledildi. Toplu mezarlar, utanç kampları ve dünyanın seyirci kaldığı bir soykırım… Geçtiğimiz aylarda İtalya’da, Bosna Savaşı sırasında İtalya, Fransa , İngiltere ve Almanya’dan bazı zenginlerin “eğlence için” keskin nişancılık yaptığı iddialarına ilişkin başlatılan soruşturma, savaşın karanlık yüzünü bir kez daha gündeme taşıdı. Bu zenginlerin Saraybosna’da  hakim tepelerden Müslümanları avlamak için Sırplara 80-100 bin Euro paralar verdikleri iddia ediliyor. Bu iddialar doğruysa, bu yalnızca savaş suçu değil, insanlığın vicdanına karşı işlenmiş bir suçtur. Bugün ise Gazze’de yaşanan trajedi, uluslararası sistemin çifte standardını açıkça ortaya koyuyor. 72 bin sivilin katledildiği bir tabloda, sözde medeni dünya çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor. Demokrasi ve insan hakları söylemi, çıkar söz konusu olduğunda askıya alınıyor. Batı dünyası yüzyıllardır kendi değerlerini evrensel normlar olarak sunarken, güç dengesi söz konusu olduğunda aynı ilkeleri rafa kaldırabiliyor. İşte bu nedenle Mehmet Akif Ersoy’un “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” sözü hâlâ hafızalardaki yerini koruyor. Elbette suç bireyseldir; toplumlar ya da medeniyetler toptan mahkûm edilemez. Ancak tarihsel gerçekler ve güncel iddialar bize şunu gösteriyor: Güç denetlenmediğinde yozlaşır. Servet ve iktidar hesap vermediğinde karanlık büyür. Bu nedenle mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değil, bugün adaletin ve insan onurunun evrensel bir ilke haline gelmesi için mücadele etmektir. Türkiye’nin ve mazlum coğrafyaların güçlü, bağımsız ve ilkeli bir duruş sergilemesi; yalnızca siyasi bir tercih değil, ahlaki bir sorumluluktur. Gerçek medeniyet, güçlünün zayıfı ezmediği; hukukun, çıkarın önünde durabildiği bir düzendir. Aksi halde “medeniyet” sadece bir maskeden ibaret kalır.
Ekleme Tarihi: 26 Şubat 2026 -Perşembe

Medeniyet Maskesi ve Kanlı Gerçekler

Dünyanın en güçlü istihbarat örgütlerinden MOSSAD’la bağlantılı olduğu iddia edilen ve ABD’de reşit olmayan kız çocuklarına yönelik fuhuş ağı kurduğu suçlamalarıyla soruşturulan dosyalarda ortaya çıkan bazı e-postalar, kamuoyunda dehşet verici tartışmaları yeniden alevlendirdi. Göndericisi gizlenen mesajlarda geçen “ada”, “hazine avı”, “çulluk avı”, “heyecan verici bir av” gibi ifadeler; bazı çevreler tarafından “insan avı” iması olarak yorumlandı. Aynı yazışmalarda adı geçen bazı bankerler ve uluslararası çevrelerle bağlantılı isimler, iddiaların boyutunu daha da büyüttü.

Söz konusu dosyalarla birlikte dünyanın en zengin iş insanlarının, siyasetçilerinin ve ünlülerinin belirli adalara yaptıkları seyahatler yeniden mercek altına alındı. Bu çevrelerin çocuklara yönelik istismar, insan ticareti ve hatta daha korkunç suçlara karıştığına dair iddialar uzun süredir uluslararası kamuoyunda tartışılıyor. Elbette bütün bu suçlamalar yargı süreci ve somut delillerle netlik kazanmalıdır; ancak ortaya saçılan belgeler Batı dünyasının “insan hakları” söylemiyle çelişen karanlık bir tabloyu gözler önüne seriyor.

Aslında bu tablo yeni değil. Avrupa’nın ve Amerika’nın geçmişi, sömürgecilik ve kanlı hesaplaşmalarla dolu. 1500’lü yıllardan 1700’lü yıllara kadar süren coğrafi keşifler döneminde Afrika’dan Güney Asya’ya, Amerika kıtasından Ortadoğu’ya kadar birçok bölge işgal edildi. Yeraltı ve yerüstü zenginlikleri talan edildi. Afrika’dan yüz binlerce insan köleleştirilerek zincirlerle taşındı. Amerikan yerlileri İspanyollar ve İngilizler tarafından sistematik katliamlara uğradı. Bugün “medeniyet” ve “zenginlik” diye sunulan refahın arkasında işte bu sömürü düzeni vardır.

1992-1995 yılları arasında Bosna’da yaşananlar ise Avrupa’nın göbeğinde insanlığın nasıl sustuğunu gösterdi. 320 bin Boşnak Müslüman katledildi. Toplu mezarlar, utanç kampları ve dünyanın seyirci kaldığı bir soykırım… Geçtiğimiz aylarda İtalya’da, Bosna Savaşı sırasında İtalya, Fransa , İngiltere ve Almanya’dan bazı zenginlerin “eğlence için” keskin nişancılık yaptığı iddialarına ilişkin başlatılan soruşturma, savaşın karanlık yüzünü bir kez daha gündeme taşıdı. Bu zenginlerin Saraybosna’da  hakim tepelerden Müslümanları avlamak için Sırplara 80-100 bin Euro paralar verdikleri iddia ediliyor. Bu iddialar doğruysa, bu yalnızca savaş suçu değil, insanlığın vicdanına karşı işlenmiş bir suçtur.

Bugün ise Gazze’de yaşanan trajedi, uluslararası sistemin çifte standardını açıkça ortaya koyuyor. 72 bin sivilin katledildiği bir tabloda, sözde medeni dünya çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor. Demokrasi ve insan hakları söylemi, çıkar söz konusu olduğunda askıya alınıyor.

Batı dünyası yüzyıllardır kendi değerlerini evrensel normlar olarak sunarken, güç dengesi söz konusu olduğunda aynı ilkeleri rafa kaldırabiliyor. İşte bu nedenle Mehmet Akif Ersoy’un “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” sözü hâlâ hafızalardaki yerini koruyor.

Elbette suç bireyseldir; toplumlar ya da medeniyetler toptan mahkûm edilemez. Ancak tarihsel gerçekler ve güncel iddialar bize şunu gösteriyor: Güç denetlenmediğinde yozlaşır. Servet ve iktidar hesap vermediğinde karanlık büyür.

Bu nedenle mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değil, bugün adaletin ve insan onurunun evrensel bir ilke haline gelmesi için mücadele etmektir. Türkiye’nin ve mazlum coğrafyaların güçlü, bağımsız ve ilkeli bir duruş sergilemesi; yalnızca siyasi bir tercih değil, ahlaki bir sorumluluktur.

Gerçek medeniyet, güçlünün zayıfı ezmediği; hukukun, çıkarın önünde durabildiği bir düzendir. Aksi halde “medeniyet” sadece bir maskeden ibaret kalır.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.