Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Ömer Öztürk
Köşe Yazarı
Ömer Öztürk
 

Kumar, Uyuşturucu ve Gettolaşan Şiddet

daha güvenli sandığımız, daha sakin ve şirin kasabalarımızda da sıkça görmeye başladık. Sosyal yozlaşma ve ekonomik çöküntü, insanlarımızın muhakeme yeteneğini adım adım aşındırdı. Bunun sonucu olarak da toplum, onlarca bağımlılığın pençesine düştü. Bu bağımlılıkların en yıkıcı olanlarından biri ise hiç şüphesiz bahis ve kumar bağımlılığıdır. Kumar ve bahsi diğer bağımlılıklardan ayıran en temel fark, çok daha hızlı ve çok daha derin bir yıkım yaratmasıdır. Bugün bu bağımlılık lise ve ortaokul çağındaki çocuklara kadar inmiş durumdadır. En küçük yaştan en ileri yaşa kadar binlerce insan, yasa dışı bahis ve kumar yüzünden ciddi borç batağına sürüklenmiştir. Emek harcamadan, çalışmadan, kısa yoldan zengin olma hayaliyle insanlar yarınını düşünmeden varını yoğunu kumara kaptırıyor. Evini, arabasını, ailesini kaybedenler var. Bu büyük yıkıma dayanamayıp hayatına son veren insanlar var. Çevremizde, akrabalarımızda, komşularımızda bu duruma düşmüş mutlaka birileri olmuştur. Nice yuva, bu yüzden sessiz sedasız dağılmıştır. Diğer taraftan ülkemizin bir başka kanayan yarası ise uyuşturucu bağımlılığıdır. Birçok gencimiz, daha hayatının baharında, uyuşturucu yüzünden yaşamını yitiriyor. Kokain ve esrar gibi pahalı maddelere ulaşamayan gençlerimiz, bir paket sigara parasına son derece tehlikeli kimyasal uyuşturucu haplara çok kolay ulaşabiliyor. Dünya uyuşturucu üretiminde ilk sıralarda yer alan Afganistan’dan ülkemize yönelik göçle birlikte bu kimyasal uyuşturucularda ciddi bir artış yaşandığı uzmanlarca da dile getiriliyor. Amerika’nın Afganistan’dan çekilmesi sonrası can güvenliği kalmadığı iddia edilen binlerce Afgan göçmenin Türkiye’ye yönlendirilmesi, bu sorunu daha da derinleştirdi. Artık sadece büyük şehirlerde değil, küçük kasabalarda da genç yaşta uyuşturucuya bağlı ölümlerle karşılaşıyoruz. Gencecik evlatlarımız toprağa giriyor. 1960’lı yıllarda köyden kente göçle birlikte şehirlerde oluşan gettolar, aynı kültürden ve aynı memleketten gelen insanların bir arada yaşadığı alanlardı. Bu insanlar devlete, millete düşman değildi. Çalışır, çabalar, çocuklarını okutmaya gayret ederdi. Amaçları şehrin merkezine tutunabilmekti. Sıralarını bekler, para biriktirir, günü gelince merkeze taşınır; yerlerini yeni gelenlere devrederlerdi. Bu döngü yıllarca böyle sürdü. Bugün ise tablo çok daha karanlık. Son günlerde ülkemiz çocuk cinayetleriyle sarsılıyor. 15–18 yaşlarındaki çocuklar, yine aynı yaş grubundaki çocuklar tarafından acımasızca öldürülüyor. Bu olayları sıradan adli vakalardan ayıran ise, katil çocukların aileleri, akrabaları ve mahalleleri tarafından desteklenmesi. Bu vahşete karşı durmaları gerekirken, cinayetleri meşrulaştırmaları toplum vicdanını derinden yaralıyor. Bu çocukların ortak noktaları dikkat çekici: Gettolarda yaşamaları, okula gitmemeleri, çalışmamaları… Bölge aidiyet duygusu üzerinden devletine ve milletine kin besleyen, kendinden olmayanı düşman gören çeteler oluşturuyorlar. Terör örgütlerinin yönlendirmesiyle şehirlerde güven ortamını yok etmeye, sosyal patlamalara zemin hazırlamaya çalışıyorlar. Elbette devletimiz bu gettolaşmayı ve çeteleşmeyi görüyor ve gerekli önlemleri almak için çalışmalar yapıyordur. Ancak şunu unutmamak gerekir: Türkiye, bütün etnik yapılarıyla bir bütündür. Bu ülke 85 milyon insanın ortak devletidir. Bu ülkenin başına gelecek her sıkıntıyı da 85 milyon olarak birlikte çekeriz. Sessiz çöküşe karşı sessiz kalırsak, bedelini hep birlikte öderiz.
Ekleme Tarihi: 29 Ocak 2026 -Perşembe

Kumar, Uyuşturucu ve Gettolaşan Şiddet

daha güvenli sandığımız, daha sakin ve şirin kasabalarımızda da sıkça görmeye başladık. Sosyal yozlaşma ve ekonomik çöküntü, insanlarımızın muhakeme yeteneğini adım adım aşındırdı. Bunun sonucu olarak da toplum, onlarca bağımlılığın pençesine düştü.

Bu bağımlılıkların en yıkıcı olanlarından biri ise hiç şüphesiz bahis ve kumar bağımlılığıdır. Kumar ve bahsi diğer bağımlılıklardan ayıran en temel fark, çok daha hızlı ve çok daha derin bir yıkım yaratmasıdır. Bugün bu bağımlılık lise ve ortaokul çağındaki çocuklara kadar inmiş durumdadır. En küçük yaştan en ileri yaşa kadar binlerce insan, yasa dışı bahis ve kumar yüzünden ciddi borç batağına sürüklenmiştir.

Emek harcamadan, çalışmadan, kısa yoldan zengin olma hayaliyle insanlar yarınını düşünmeden varını yoğunu kumara kaptırıyor. Evini, arabasını, ailesini kaybedenler var. Bu büyük yıkıma dayanamayıp hayatına son veren insanlar var. Çevremizde, akrabalarımızda, komşularımızda bu duruma düşmüş mutlaka birileri olmuştur. Nice yuva, bu yüzden sessiz sedasız dağılmıştır.

Diğer taraftan ülkemizin bir başka kanayan yarası ise uyuşturucu bağımlılığıdır. Birçok gencimiz, daha hayatının baharında, uyuşturucu yüzünden yaşamını yitiriyor. Kokain ve esrar gibi pahalı maddelere ulaşamayan gençlerimiz, bir paket sigara parasına son derece tehlikeli kimyasal uyuşturucu haplara çok kolay ulaşabiliyor.

Dünya uyuşturucu üretiminde ilk sıralarda yer alan Afganistan’dan ülkemize yönelik göçle birlikte bu kimyasal uyuşturucularda ciddi bir artış yaşandığı uzmanlarca da dile getiriliyor. Amerika’nın Afganistan’dan çekilmesi sonrası can güvenliği kalmadığı iddia edilen binlerce Afgan göçmenin Türkiye’ye yönlendirilmesi, bu sorunu daha da derinleştirdi. Artık sadece büyük şehirlerde değil, küçük kasabalarda da genç yaşta uyuşturucuya bağlı ölümlerle karşılaşıyoruz. Gencecik evlatlarımız toprağa giriyor.

1960’lı yıllarda köyden kente göçle birlikte şehirlerde oluşan gettolar, aynı kültürden ve aynı memleketten gelen insanların bir arada yaşadığı alanlardı. Bu insanlar devlete, millete düşman değildi. Çalışır, çabalar, çocuklarını okutmaya gayret ederdi. Amaçları şehrin merkezine tutunabilmekti. Sıralarını bekler, para biriktirir, günü gelince merkeze taşınır; yerlerini yeni gelenlere devrederlerdi. Bu döngü yıllarca böyle sürdü.

Bugün ise tablo çok daha karanlık.

Son günlerde ülkemiz çocuk cinayetleriyle sarsılıyor. 15–18 yaşlarındaki çocuklar, yine aynı yaş grubundaki çocuklar tarafından acımasızca öldürülüyor. Bu olayları sıradan adli vakalardan ayıran ise, katil çocukların aileleri, akrabaları ve mahalleleri tarafından desteklenmesi. Bu vahşete karşı durmaları gerekirken, cinayetleri meşrulaştırmaları toplum vicdanını derinden yaralıyor.

Bu çocukların ortak noktaları dikkat çekici: Gettolarda yaşamaları, okula gitmemeleri, çalışmamaları… Bölge aidiyet duygusu üzerinden devletine ve milletine kin besleyen, kendinden olmayanı düşman gören çeteler oluşturuyorlar. Terör örgütlerinin yönlendirmesiyle şehirlerde güven ortamını yok etmeye, sosyal patlamalara zemin hazırlamaya çalışıyorlar.

Elbette devletimiz bu gettolaşmayı ve çeteleşmeyi görüyor ve gerekli önlemleri almak için çalışmalar yapıyordur. Ancak şunu unutmamak gerekir:

Türkiye, bütün etnik yapılarıyla bir bütündür.

Bu ülke 85 milyon insanın ortak devletidir.

Bu ülkenin başına gelecek her sıkıntıyı da 85 milyon olarak birlikte çekeriz.

Sessiz çöküşe karşı sessiz kalırsak, bedelini hep birlikte öderiz.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.