Yaklaşık bir yıl önce başlatılan ikinci açılım süreci, Türkiye’nin güvenliği açısından yeniden kritik bir döneme girmiş durumda.
Bu sürecin temel amacı; Suriye’nin kuzeyinde ABD tarafından silahlandırılan ve IŞİD’le mücadelede kullanılan, sonrasında ise yasal bir statü kazandırılmaya çalışılan PKK’nın Suriye kolu YPG’nin silah bırakması ve yeni Suriye yönetimine entegre edilmesiydi.
Ancak aradan geçen bir yılda, verilen sözlerin büyük kısmının tutulmadığı görülüyor. YPG, İsrail’in desteğiyle silah bırakmaya direnirken, Türkiye ve Kuzey Irak’taki pek çok PKK mensubu Suriye’nin kuzeyine geçmiş durumda. Bu tablo, Ankara’da “ikinci açılım da tıkanıyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Ankara kulislerinde, bu sürecin de tıpkı ilk açılımda olduğu gibi Türkiye’yi oyalamaya yönelik bir plan olduğu yönünde ciddi endişeler var.
Zira PKK, Suriye’nin kuzeyinde bir fiilî yapılanmayı kalıcı hâle getirip, bunu Türkiye’ye kabul ettirme hesabında.
Süreci ikinci kez gündeme getiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamaları yeterince açık olmadığı için, kamuoyundaki tedirginlik büyüyor. Ancak geçtiğimiz günlerde MHP Genel Başkan Yardımcısı Fethi Yıldız’ın yaptığı açıklama, bu kaygıyı bir nebze olsun hafifletti.
“Milli Birlik Kırmızı Çizgimizdir”
Fethi Yıldız, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Tuzağa hepimiz dikkat edelim. Milli ünitenin en önemli özelliği, birliği ve tek bir resmi dile sahip olmasıdır.
Bu gerçek, kimlikleri asimile etmek için değil; ortak iletişimi sağlamak içindir.
Ana dil, kültürel alanın bir olgusudur; resmi dil ise siyaset birliğinin temelidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dili Anayasa’da açıkça belirtilmiştir: Türkçe.
Dünyanın gelişmiş ülkelerinde yabancı dille ya da ana dille eğitim yapılmaz.
Bilim ve eğitim dili, o ülkenin resmi dilidir.
Ana dil öğretimine evet, ancak milli birliği zedeleyecek ana dille eğitime hayır. Bu asla kabul edilemez.”
Bu sözler, üniter devlet yapısını savunan milyonlarca vatandaşın ortak görüşünü yansıtıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Sert Mesaj
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da sürece ilişkin daha önce yaptığı açıklamada oldukça net bir ifade kullanmıştı:
“Sözler tutulmazsa, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmayız.”
Bu cümle, hem Ankara’nın sabrının sınırlı olduğunu hem de sürecin geleceğinin tamamen sahadaki gelişmelere bağlı olduğunu gösterir.
PKK’nın üst düzey isimlerinden terörist Sabri Ok ise geçtiğimiz pazar günü yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Geri çekilme işlemini gerçekleştiriyoruz. 12. Kongre kararlarımızın temelinde planlandığı üzere, Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık tüm güçlerimizi medya savunma alanlarımıza çekiyoruz.
Bu adım, Önder Abdullah Öcalan’ın da onayıyla atılmaktadır.
Ancak özgürlük ve demokratik ortam sağlanmadan bu süreç tamamlanamaz.”
Bu açıklama, örgütün sözde “geri çekilme” görüntüsü altında Suriye’deki varlığını tahkim etme niyetinin işareti olarak yorumlanıyor.
ABD ve İsrail’in desteğiyle sahada varlığını korumaya çalışan PKK-YPG yapılanmasının, Türkiye’yi yeni bir açılım tuzağına çekme planı uzun ömürlü görünmüyor.
Türkiye’nin kararlılığı, bölgesel dengelerin değişimi ve halkın milli hassasiyetleri, bu oyunun çok yakında bozulacağının işaretlerini veriyor.
Bu süreçte en büyük görev, hem hükümete hem de muhalefete düşüyor:
Milli birlik çizgisinden taviz vermeden, terörün siyasi mühendislik hesaplarını boşa çıkarmalıdır.
Türkiye’nin en temel kırmızı çizgisi, üniter yapısı ve milli birliğidir.
Hiçbir süreç, hiçbir söz, bu gerçeğin üzerine çıkamaz.
Milletin beklentisi nettir: Açılım değil, terörle arasına kalın bir duvar örülmüş güçlü bir barış.


