Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Ömer Öztürk
Köşe Yazarı
Ömer Öztürk
 

Amerika Venezuela’ya Çöktü

G7 üyesi komşusu Kanada’nın ABD’ye katılması gerektiğini söylemiş, Danimarka’ya ait Grönland’ı satın almak istediğini açık açık dile getirmişti. O günlerde herkes bu sözleri ciddiyetsizlik, hatta saçmalık olarak değerlendirdi. “Olmaz böyle şey” denildi. Ama olmadı denilen ne varsa oldu. Trump benzer söylemleri bu kez Venezuela için kullanmaya başladığında da dünya yine kulak asmadı. Venezuela üzerinden ABD’ye uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığını, devlet başkanının bu kaçakçılığı desteklediğini, ülkede insan haklarının olmadığını söyledi. Son sekiz yılda sekiz milyon Venezuelalının ABD’ye sığınmasını gerekçe göstererek “müdahale” sinyali verdi. Ve 3 Ocak gecesi Amerika, Venezuela’ya operasyon başlattı. Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi kaçırıldı. Dünya şoka girdi. ABD, kelimenin tam anlamıyla bir mafya yöntemiyle Venezuela’ya çöktü. O ana kadar Trump’ın sözlerini şaka sanan Kanada ve Danimarka için de artık gerçekler çok netti: Bu adam şaka yapmıyordu. Trump hiç saklama gereği duymadan Venezuela’nın petrolünü, altınını ve doğal minerallerini artık Amerika’nın çıkaracağını ilan etti. Zaten dünyanın en büyük petrol rezervleri Venezuela’da. Ayrıca yaklaşık 9 bin tonluk tespit edilmiş altın yatağı ve batarya teknolojilerinde kritik öneme sahip lityum rezervleri de bu ülkede bulunuyor. Oysa Venezuela bir dönem ABD’nin en yakın müttefiklerinden biriydi. 1908’den 2002’ye kadar ticaretinin neredeyse tamamını Amerika ile yaptı. Petrolünü Amerikan şirketleri çıkardı. Caracas adeta bir Amerikan üssüne dönüştü. 1998’de Hugo Chávez demokratik yollarla devlet başkanı seçildi. 2002’de ABD destekli bir darbeyle devrildi, ancak halkın büyük protestolarıyla 48 saat sonra yeniden görevine döndü. İşte o tarihten sonra ABD ile ipler koptu. Amerikan petrol şirketleri kovuldu, askeri üsler kapatıldı. Amerika bu hesabı hiç unutmadı. 2013’te Chávez’in ölümünün ardından yerine geçen Nicolas Maduro, ne yazık ki ülkeyi bir diktatör gibi yönetti. ABD ambargosu ile kötü yönetim birleşince, maden zengini Venezuela halkı açlığa ve sefalete mahkûm edildi. 2015 seçimlerinde muhalefet Meclis’te süper çoğunluğu kazandı. Bu, yargı ve seçim kurumlarının da muhalefetin kontrolüne geçmesi demekti. Maduro bunu kendi sonu olarak gördü. Beş milletvekilinin vekilliğini hukuksuz şekilde düşürdü, yargıyı ele geçirdi, muhalifleri uydurma suçlamalarla hapse attı. 2023’te muhalefetin ön seçimlerini kazanan ve Nobel Barış Ödülü alan lider María Corina Machado, Maduro için gerçek bir tehdit haline geldi. Bunun üzerine Machado’ya 15 yıl siyaset yasağı getirildi. Muhalefet aday değişikliğiyle bu yasağı aşmaya çalıştı ve seçimleri kazandı. Islak imzalı tutanaklarla zafer tescillendi. Ancak Maduro’nun kontrolündeki Ulusal Seçim Konseyi, seçimi Maduro’nun kazandığını ilan etti. ABD’nin Venezuela’ya çökmesi ne kadar yanlışsa, halkını yoksulluğa mahkûm eden bir diktatörün iktidarda kalması da o kadar yanlıştır. Bugün dünya susuyorsa, bu tesadüf değildir. İkinci bir Sykes-Pikot anlaşması ABD ile Rusya arasında yapıldığı anlaşılıyor. Ukrayna ve Doğu Avrupa Rusya’ya bırakılırken, Rusya da ABD’nin başka bölgelerdeki işgallerine ses çıkarmamaktadır. Aynı sessizlik, ABD desteğiyle İsrail’in Gazze’de iki yıl boyunca savunmasız bir şehri bombalamasına, 67 bin masum insanın katledilmesine de gösterilmiştir. Bu ülkeler bugün Venezuela’ya çökülmesine sessiz kalıyorsa, şaşırmamak gerekir. Ama bize düşen görev nettir. Türk milletini oluşturan tüm kesimler; ideolojik, etnik ve siyasi ayrımları bir kenara bırakmalı, emperyal güçlerin ülkemiz üzerinde kurmak istediği her türlü oyuna karşı dimdik ayakta durmalıdır. Birlik olmazsak, sıranın kime geleceği belli olmaz.
Ekleme Tarihi: 08 Ocak 2026 -Perşembe

Amerika Venezuela’ya Çöktü

G7 üyesi komşusu Kanada’nın ABD’ye katılması gerektiğini söylemiş, Danimarka’ya ait Grönland’ı satın almak istediğini açık açık dile getirmişti. O günlerde herkes bu sözleri ciddiyetsizlik, hatta saçmalık olarak değerlendirdi. “Olmaz böyle şey” denildi.

Ama olmadı denilen ne varsa oldu.

Trump benzer söylemleri bu kez Venezuela için kullanmaya başladığında da dünya yine kulak asmadı. Venezuela üzerinden ABD’ye uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığını, devlet başkanının bu kaçakçılığı desteklediğini, ülkede insan haklarının olmadığını söyledi. Son sekiz yılda sekiz milyon Venezuelalının ABD’ye sığınmasını gerekçe göstererek “müdahale” sinyali verdi.

Ve 3 Ocak gecesi Amerika, Venezuela’ya operasyon başlattı.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi kaçırıldı. Dünya şoka girdi. ABD, kelimenin tam anlamıyla bir mafya yöntemiyle Venezuela’ya çöktü. O ana kadar Trump’ın sözlerini şaka sanan Kanada ve Danimarka için de artık gerçekler çok netti: Bu adam şaka yapmıyordu.

Trump hiç saklama gereği duymadan Venezuela’nın petrolünü, altınını ve doğal minerallerini artık Amerika’nın çıkaracağını ilan etti. Zaten dünyanın en büyük petrol rezervleri Venezuela’da. Ayrıca yaklaşık 9 bin tonluk tespit edilmiş altın yatağı ve batarya teknolojilerinde kritik öneme sahip lityum rezervleri de bu ülkede bulunuyor.

Oysa Venezuela bir dönem ABD’nin en yakın müttefiklerinden biriydi. 1908’den 2002’ye kadar ticaretinin neredeyse tamamını Amerika ile yaptı. Petrolünü Amerikan şirketleri çıkardı. Caracas adeta bir Amerikan üssüne dönüştü.

1998’de Hugo Chávez demokratik yollarla devlet başkanı seçildi. 2002’de ABD destekli bir darbeyle devrildi, ancak halkın büyük protestolarıyla 48 saat sonra yeniden görevine döndü. İşte o tarihten sonra ABD ile ipler koptu. Amerikan petrol şirketleri kovuldu, askeri üsler kapatıldı.

Amerika bu hesabı hiç unutmadı.

2013’te Chávez’in ölümünün ardından yerine geçen Nicolas Maduro, ne yazık ki ülkeyi bir diktatör gibi yönetti. ABD ambargosu ile kötü yönetim birleşince, maden zengini Venezuela halkı açlığa ve sefalete mahkûm edildi.

2015 seçimlerinde muhalefet Meclis’te süper çoğunluğu kazandı. Bu, yargı ve seçim kurumlarının da muhalefetin kontrolüne geçmesi demekti. Maduro bunu kendi sonu olarak gördü. Beş milletvekilinin vekilliğini hukuksuz şekilde düşürdü, yargıyı ele geçirdi, muhalifleri uydurma suçlamalarla hapse attı.

2023’te muhalefetin ön seçimlerini kazanan ve Nobel Barış Ödülü alan lider María Corina Machado, Maduro için gerçek bir tehdit haline geldi. Bunun üzerine Machado’ya 15 yıl siyaset yasağı getirildi. Muhalefet aday değişikliğiyle bu yasağı aşmaya çalıştı ve seçimleri kazandı. Islak imzalı tutanaklarla zafer tescillendi. Ancak Maduro’nun kontrolündeki Ulusal Seçim Konseyi, seçimi Maduro’nun kazandığını ilan etti.

ABD’nin Venezuela’ya çökmesi ne kadar yanlışsa, halkını yoksulluğa mahkûm eden bir diktatörün iktidarda kalması da o kadar yanlıştır.

Bugün dünya susuyorsa, bu tesadüf değildir. İkinci bir Sykes-Pikot anlaşması ABD ile Rusya arasında yapıldığı anlaşılıyor. Ukrayna ve Doğu Avrupa Rusya’ya bırakılırken, Rusya da ABD’nin başka bölgelerdeki işgallerine ses çıkarmamaktadır. Aynı sessizlik, ABD desteğiyle İsrail’in Gazze’de iki yıl boyunca savunmasız bir şehri bombalamasına, 67 bin masum insanın katledilmesine de gösterilmiştir.

Bu ülkeler bugün Venezuela’ya çökülmesine sessiz kalıyorsa, şaşırmamak gerekir.

Ama bize düşen görev nettir.

Türk milletini oluşturan tüm kesimler; ideolojik, etnik ve siyasi ayrımları bir kenara bırakmalı, emperyal güçlerin ülkemiz üzerinde kurmak istediği her türlü oyuna karşı dimdik ayakta durmalıdır. Birlik olmazsak, sıranın kime geleceği belli olmaz.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.