Bir zamanların büyük parasının artık bir değeri kalmadı...
Sokakta yürürken kaldırım kenarında duran 50 kuruş ya da 1 lirayı siz de fark etmişsinizdir. Eskiden çocuklar bile yerden alıp cebe atardı bu paraları. Şimdi kimse eğilip toplamıyor. Çünkü bu madeni paralar artık neredeyse hiçbir şey almıyor; hatta değeri yok sayılıyor.
1 kuruş, 5 kuruş, 10 ya da 25 kuruşlukları piyasada görmemiz zaten mucize oldu. Market kasalarında "üstü kalsın" deyip geçiyoruz. Hatta çoğu zaman kasiyerler bile vermeye üşeniyor. Bu paraların artık sadece hatıra değeri var. Antika gibi saklayın; belki torunlarınıza anlatacak bir hikâyeniz olur.
Yerde gördüğünüz 50 kuruş ya da 1 lira üzerinde mavi gözlü, sarışın Bozkurt'un portresi var. Bu yüzden en azından milli paramıza ve anısına duyduğumuz saygıdan dolayı, eğilip yerden almak bir vefa göstergesidir.
Gelelim asıl meseleye...
Bugün cebimizdeki en büyük banknot 200 TL. Hatırlarsanız ilk kez Ocak 2009'da hayatımıza girdiğinde 125 Amerikan doları alabiliyordu. Bugün 200 TL ile sadece 5 dolar alabiliyoruz. Yani paramız 16 yılda tam 25 kat değer kaybetmiş!
200 TL ile 2009’da alışveriş torbanız doluyordu. Şimdi markete girip çıkarken sadece birkaç parça eşya alabiliyoruz. Öyle ki, büyük meblağlarda nakit ödeme yapmak isteyen biri ciddi lojistik plan yapmak zorunda kalıyor.
Mesela 5 milyon TL'lik bir ödemeyi sadece 200 TL'lik banknotlarla yapmak isterseniz, tam 25 bin adet banknot taşımanız gerekir. Banknotun biri 1.13 gram olduğuna göre, toplamda 28 kilo ağırlığında bir çanta ile gezmeniz gerekecek. El arabası bile az gelir, kamyonet lazım adeta!
Bu tablo bize bir şeyi haykırıyor:
500 TL ve 1.000 TL’lik banknotlar kaçınılmaz. Hatta gidişat böyle devam ederse, bu banknotların da kısa sürede “bozuk para” muamelesi göreceği açık. O yüzden iş büyümeden siz bir de 5.000 TL’lik banknotu hazırlayın derim.
Unutmayalım; paramızın itibarı, ekonomiye güvenin aynasıdır. Yerlerde duran 1 lirayı almak, sadece bir bozuk parayı değil, kendi değerimizi yerden kaldırmak anlamına gelir.


