Sitenin solunda giydirme reklamı denemesidir
Sitenin sağında bir giydirme reklam
Levent Başsaka
Köşe Yazarı
Levent Başsaka
 

Geçmişe Pimapen Giydirmek

O bina; bir dönemin eğitim anlayışını, bir şehrin hafızasını ve bir milletin fedakarlığını içinde taşıyan sessiz bir tanıktır. 19. yüzyılın sonlarında, II. Abdülhamid döneminde yükselen bu yapı, yıllar boyunca sadece öğrenciler yetiştirmedi; aynı zamanda tarihe iz bıraktı. Özellikle Çanakkale Savaşı yıllarında öğrencilerini cepheye uğurlayan ve mezun veremeyen bir okul olarak, bu binanın duvarları sıradan bir eğitim kurumunun ötesine geçti. *** Bugün ise o duvarlara baktığımızda, geçmişin zarafetinden çok, bugünün tartışmalarını görüyoruz. Çünkü karşımızda artık o eski ruhu yansıtan bir yapı değil; müdahalelerle kimliği tartışmalı hale gelmiş bir bina var. Özellikle pimapen doğramalar… Belki modern, belki pratik ama kesinlikle o binanın hikayesiyle uyumlu değil. *** Elbette eski yapılar yıpranır. Bakım ister, güçlendirme ister, hatta zaman zaman yenilenme ister. Isı yalıtımı, maliyet, kullanım kolaylığı gibi gerekçelerle pimapen tercih edilmiş olabilir. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Bu bir zorunluluk muydu, yoksa kolaycılığa kaçan bir tercih mi? *** Çünkü söz konusu olan sıradan bir bina değil. Tescilli bir kültür varlığı söz konusuysa, yapılacak her müdahalenin belli kuralları vardır. Bu noktada akıllar ister istemez Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu kararlarına gidiyor. Bu uygulama gerçekten kurul onayından geçti mi? Geçtiyse hangi gerekçeyle geçti? Eğer geçtiyse bile, bu karar ne kadar “koruma” odaklıydı? *** Daha da önemlisi şu; günümüzde ahşap doğramaların birebir benzerini üretmek teknik olarak mümkünken, neden aslına uygun bir restorasyon tercih edilmedi? Neden bu binanın karakterini belirleyen en önemli unsurlardan biri, modern bir malzemeyle değiştirildi? *** Bu soruların cevabı çoğu zaman üç başlıkta toplanır; maliyet, hız ve denetim. Ahşap doğrama daha pahalıdır, daha fazla ustalık ister, daha uzun sürer. Pimapen ise hızlıdır, ucuzdur ve pratiktir. Ama mesele bir maliyet hesabından ibaret olsaydı, bugün elimizde “tarihi eser” diye bir kavram da olmazdı. *** Aslında burada kaybedilen şey sadece estetik değil. Bir bakış açısı kaybediliyor. Geçmişe nasıl baktığımız, onu nasıl koruduğumuz ve geleceğe neyi miras bırakmak istediğimiz sorgulanıyor. Çünkü tarihi yapılar, şehirlerin kimliğidir. Onları değiştirdiğinizde, aslında o şehrin hafızasına da müdahale etmiş olursunuz. *** Bugün Balıkesir’de bu tartışma büyürken gözler doğal olarak yetkililere çevriliyor. BALIKESİR VALİLİĞİ ve yerel yönetimlerin bu konuda nasıl bir tavır alacağı merak konusu. BALIKESİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI AHMET AKIN için de bu durum önemli bir sınav niteliğinde. Çünkü mesele sadece bir binanın restorasyonu değil; bir kentin geçmişine sahip çıkma meselesi. *** Ve belki de en önemli soru şu; biz tarihi yapıları gerçekten korumak mı istiyoruz, yoksa sadece “YENİLEMİŞ GİBİ” mi görünmek istiyoruz? *** Balıkesir Lisesi’nin o eski fotoğraflarına bakıldığında görülen zarafet ile bugünkü hali arasındaki fark, sadece mimari bir değişim değil. Bu fark, geçmişle kurduğumuz ilişkinin değiştiğini gösteriyor. Eğer bu ilişkiyi doğru kuramazsak, yarın elimizde daha yeni ama daha “ANLAMSIZ” binalar kalacak. *** Oysa bazı yapılar vardır; onları değiştirdiğinizde sadece görüntüsü değil, hikayesi de kaybolur. Balıkesir Lisesi’nin tarihi binası da işte tam olarak böyle bir yapı. Ve bugün bize sessizce şunu soruyor: “BENİ GERÇEKTEN KORUYOR MUSUNUZ, YOKSA SADECE ÜZERİMİ Mİ DEĞİŞTİRİYORSUNUZ?”  
Ekleme Tarihi: 26 Mart 2026 -Perşembe

Geçmişe Pimapen Giydirmek

O bina; bir dönemin eğitim anlayışını, bir şehrin hafızasını ve bir milletin fedakarlığını içinde taşıyan sessiz bir tanıktır. 19. yüzyılın sonlarında, II. Abdülhamid döneminde yükselen bu yapı, yıllar boyunca sadece öğrenciler yetiştirmedi; aynı zamanda tarihe iz bıraktı. Özellikle Çanakkale Savaşı yıllarında öğrencilerini cepheye uğurlayan ve mezun veremeyen bir okul olarak, bu binanın duvarları sıradan bir eğitim kurumunun ötesine geçti.

***

Bugün ise o duvarlara baktığımızda, geçmişin zarafetinden çok, bugünün tartışmalarını görüyoruz. Çünkü karşımızda artık o eski ruhu yansıtan bir yapı değil; müdahalelerle kimliği tartışmalı hale gelmiş bir bina var. Özellikle pimapen doğramalar… Belki modern, belki pratik ama kesinlikle o binanın hikayesiyle uyumlu değil.

***

Elbette eski yapılar yıpranır. Bakım ister, güçlendirme ister, hatta zaman zaman yenilenme ister. Isı yalıtımı, maliyet, kullanım kolaylığı gibi gerekçelerle pimapen tercih edilmiş olabilir. Ancak mesele tam da burada başlıyor: Bu bir zorunluluk muydu, yoksa kolaycılığa kaçan bir tercih mi?

***

Çünkü söz konusu olan sıradan bir bina değil. Tescilli bir kültür varlığı söz konusuysa, yapılacak her müdahalenin belli kuralları vardır. Bu noktada akıllar ister istemez Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu kararlarına gidiyor. Bu uygulama gerçekten kurul onayından geçti mi? Geçtiyse hangi gerekçeyle geçti? Eğer geçtiyse bile, bu karar ne kadar “koruma” odaklıydı?

***

Daha da önemlisi şu; günümüzde ahşap doğramaların birebir benzerini üretmek teknik olarak mümkünken, neden aslına uygun bir restorasyon tercih edilmedi? Neden bu binanın karakterini belirleyen en önemli unsurlardan biri, modern bir malzemeyle değiştirildi?

***

Bu soruların cevabı çoğu zaman üç başlıkta toplanır; maliyet, hız ve denetim. Ahşap doğrama daha pahalıdır, daha fazla ustalık ister, daha uzun sürer. Pimapen ise hızlıdır, ucuzdur ve pratiktir. Ama mesele bir maliyet hesabından ibaret olsaydı, bugün elimizde “tarihi eser” diye bir kavram da olmazdı.

***

Aslında burada kaybedilen şey sadece estetik değil. Bir bakış açısı kaybediliyor. Geçmişe nasıl baktığımız, onu nasıl koruduğumuz ve geleceğe neyi miras bırakmak istediğimiz sorgulanıyor. Çünkü tarihi yapılar, şehirlerin kimliğidir. Onları değiştirdiğinizde, aslında o şehrin hafızasına da müdahale etmiş olursunuz.

***

Bugün Balıkesir’de bu tartışma büyürken gözler doğal olarak yetkililere çevriliyor. BALIKESİR VALİLİĞİ ve yerel yönetimlerin bu konuda nasıl bir tavır alacağı merak konusu. BALIKESİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI AHMET AKIN için de bu durum önemli bir sınav niteliğinde. Çünkü mesele sadece bir binanın restorasyonu değil; bir kentin geçmişine sahip çıkma meselesi.

***

Ve belki de en önemli soru şu; biz tarihi yapıları gerçekten korumak mı istiyoruz, yoksa sadece “YENİLEMİŞ GİBİ” mi görünmek istiyoruz?

***

Balıkesir Lisesi’nin o eski fotoğraflarına bakıldığında görülen zarafet ile bugünkü hali arasındaki fark, sadece mimari bir değişim değil. Bu fark, geçmişle kurduğumuz ilişkinin değiştiğini gösteriyor. Eğer bu ilişkiyi doğru kuramazsak, yarın elimizde daha yeni ama daha “ANLAMSIZ” binalar kalacak.

***

Oysa bazı yapılar vardır; onları değiştirdiğinizde sadece görüntüsü değil, hikayesi de kaybolur. Balıkesir Lisesi’nin tarihi binası da işte tam olarak böyle bir yapı. Ve bugün bize sessizce şunu soruyor: “BENİ GERÇEKTEN KORUYOR MUSUNUZ, YOKSA SADECE ÜZERİMİ Mİ DEĞİŞTİRİYORSUNUZ?”

 

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.